Çamlıca Tepesi insanın buradan İstanbul’un her yerini görebileceği bir yerde bulunmaktadır.Fatih sultan Mehmet ve Boğaz İçi köprüleri gözükmektedir.insana eşsiz bir nostalji sunmaktadır.Özellikle de akşam manzarası süper olmaktadır.Çamlıca Tepesinden güneşin batışını izlemek ayrı bir zevktir.Çamlıca’da denize bakarak çay içme zevkini çoğu yerde bulamazsınız.Çamlıca’ya İstanbul Anadolu yakasından arabalar kalkmaktadır.
6 Mayıs 2021 Perşembe
Kahramanmaraş Kalesi
Kaleden şehri kuşbakışı izleyebiliyorsunuz.Kale tam olarak şehrin her yerini görebilecek bir yere kurulmuş.Herkesin tam kafasını dinlendirebileceği güzel bir yer .Kalenin yapılışı eskil tarihlere dayanmaktadır.Kale Kahramanmaraş’ın tarihi yerlerindendir.Kalenin tarihi kapısı ve Kahramanmaraş’ın kurtuluşunu hatırlayınca insan duygulanıyor.İnsanın bir de Fransızların Kaleye Fransız bayrağını çektiğini duyan halk Cuma namazını kaleden indirmeden Cuma namazını kılmıyor.Rıdvan Hoca kalede Fransız Bayrağı dalganırken ben size namaz kıldıramam demesi ve kaleden Fransız bayrağını indirip bizim ayyıldızlı bayrağımızı göklere çekerek Cuma Namazını kılıyorlar.Kalenin eteklerinde Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzar olmaz yazmaktadır. Burada milli mücadelenin önemine değinilmektedir. Bu şehri kanımızın son damlasına kadar savunacağız demişlerdir. Biz bu yolda şehit oluruz demişlerdir. Şimdi halen Kahramanmaraş’ın kurtuluşu için verdiği savaşın kesitlerinden olan mermi izleri duruyor.Kahramanmaraş’a bir gün yolunuz düşerse Kahramanmaraş Kalesine çıkmanızı tavsiye ederim.
Bayramlar
Bayramlar insanların bir araya geldiği günlerdir.Allah’ın bize armağan ettiği günlerdir.Huzurun mutluluğun paylaşıldığı günlerdir.Küskünlerin barıştığı günlerdir.Bayramlarda insanlar eşi , dostu, komşuyu arkadaşı ziyaret ederler.Bayramlarda huzur mutluluk paylaşıldıkça sevinçler daha çok artar .Bayramlarla ilgili hadis belirtmek istiyorum.
“Sizin de eğleneceğiniz iki gününüz var. Allah, Cahiliye devrindeki o günlerin yerine size daha hayırlısını verdi. Onlar Ramazan ve Kurban Bayramı günleridir.” (Nesâi, İydeyn: 1) Bu hadistede bayramların Allah tarfından hediye edildiği belirtilmiştir.Bayramları ibadetle değerlendirmek de çok önemlidir.Bayram günleri bizim için kaçırılmayacak bir fırsattır.Bayram günlerinde yapılan ibadetler daha faziletlidir. Bu konuyla ilgili hadisten örnek vermek istiyorum.(Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.) [İbni Mace, Taberani]Hadiste de geçtiği gibi bayram günleri bizim için önemlidir.Bizim için bayramlar bu kadar önemli olmasına rağmen gün geçtikçe bayramları da iyi değerlendiremiyoruz .İnsanlar bayramlarda bile birbirinden uzaklaşıyor.Eski bayramların neşesini mutluluğunu arıyoruz.Şehirleşmeyle beraber insanlar birbirinden uzaklaştı bu uzaklaşma bayramlara da yansıdı.Toplumun birbiriyle kaynaşması lazım.insanlara bayramların önemini anlatarak yeniden eski bayramları canlandırabiliriz.
Hedeflerimiz ve Hayallerimiz
Hedef , ileride bir işin iyi olmasını veya ileride bir seviyeye ulaşmak istenmesidir . Hayal ise büyük bir şeyler düşünmek veya bir şeylerin olduğunu düşünmektir . Aslında anlam olarak birbirine yakındir.İnsan küçüklüğünden itibaren hayaller kurar şu şöyle olsa diye düşünür . Bu hayalleri koşullandırma ve sağlam iradeyle hedefe dönüştürüruz. İnsanın bir hedefinin bir hayalinin olması lazım .Bir şeyler elde etmek için sağlam hedefler koymalıyız , bu hedefler uğruna çabalamalıyız. Hedeflerimizde yaratıcılık olmalı. Hayatımızi hedeflerimiz yönetmeli. Hedeflerimiz ne kadar büyük olursa o oranda başarımız ve hayattan elde ettiklerimiz artar. Hedeflerimiz karşısında yılmadan çalişmaliyiz.Hedefler konusunda Fatih Sultan Mehmet’i örnek almalıyız. Hedefi Istanbul ‘u fethetmekti azimle çalıştı başardı.Hedefi olmazsa insan nereye gideceğini bilmez.İnsan sevdiği hoşlandığı şeyleri hedeflemeli. Şu atasözü her şeyi açıklıyor :”Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez “.
Hedef , ileride bir işin iyi olmasını veya ileride bir seviyeye ulaşmak istemesidir . Hayal ise hep başından büyük bir şeyler düşünmek veya bir şeylerin olduğunu düşünmek . Aslında anlam olarak birbirine yakındir.İnsan küçüklüğünden itibaren hayaller kurar şu şöyle olsa diye . Bu hayalleri koşullandırma ve sağlam iradeyle hedefe dönüştürüruz. İnsanın bir hedefinin bir hayalinin olması olması lazım .Bir şeyler elde etmek için sağlam hedefler koymalıyız , bu hedefler uğruna çabalamalıyız. Hedeflerimizde yaratıcılık olmalı. Hayatımızi hedeflerimiz yonetmeli. Hedeflerimiz ne kadar büyük olursa o oranda başarı ve hayattan elde ettiklerimiz artar. Hedeflerimiz karşısında yılmadan calismaliyiz.Hedefler konusunda Fatih Sultan Mehmet’i örnek almalıyız. Hedefi Istanbul u fethetmekti azimle çalıştı başardı.Hedefi olmazsa insan nereye gideceğini bilmez.İnsan sevdiği hoşlandığı şeyleri hedeflemeli. Şu atasözü her şeyi açıklıyor :”Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez “.2 Mayıs 2021 Pazar
Duanın önemi nedir ve dua nasıl yapılmalıdır?
Sözlük anlamı ile dua “çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek” demektir. Dinî bir terim olarak ise, insanın bütün benliğiyle Allah’a yönelerek maddî ve manevî isteklerini O’na arz etmesidir. Temeli, insanın Allah’a hâlini arz etmesi ve O’na niyazda bulunması olduğuna göre dua, Allah ile kul arasında bir irtibattır.
Duada daima tâzim (Allah’ı yüceleme) ve tâzimle birlikte istekte bulunma anlamı vardır. Dua aynı zamanda zikir ve ibadettir. Böylece duada biri zikir ve saygı, diğeri de dilek olmak üzere iki unsur hep yan yana bulunur. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.s.), “Dua, ibadetin özüdür.” (Tirmizî, Deavât, 2) buyurmuştur. Aynı sebeple en önemli ibadet olan namaz, dua (salât) kelimesiyle ifade edilmiştir (En’âm, 6/52; Kehf, 18/28). Diğer bir âyette de, “De ki; duanız (kulluğunuz) olmasa Rabbim size ne diye değer versin.” (Furkân, 25/77) buyurulmak suretiyle insanın ancak Allah’a olan bu yönelişiyle değer kazanabileceği belirtilmiştir. Duanın sadece Allah’a yöneltilmesi; Allah’tan başkasına, putlara veya kendilerine üstün nitelikler izafe edilen başka yaratıklara dua ve ibadet edilmemesi Kur’an’da ısrarla vurgulanmıştır (Şuarâ, 26/213; Kasas, 28/88).(Kaynak Diyanet işleri başkanlığı)Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri
Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan “Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri” konusu görüşüldü. Yapılan müzakereler sonucunda;
İslâm’ın beş temel esasından biri olan oruç, ayet ve hadislerdeki tanımına göre, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durarak ifa edilen bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç gecesinde kadınlarınızla birleşmek size helâl kılındı (...) Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın.” buyurulmaktadır (Bakara 2/187). Hz. Peygamber de; “İnsanın oruç dışındaki bütün ameli on mislinden yediyüz misline kadar mükafatlandırılır. Ancak oruç konusunda Yüce Allah, ‘Oruç benim içindir, mükafâtını da ben vereceğim. Kulum benim için yemesini, içmesini ve cinsel arzularını terk etmiştir.’ buyurur” demiştir (Müslim, Sıyam, 30, H.No: 1151). Buna göre oruç, ibadet niyetiyle yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durmaktan ibarettir ve bunlardan birinin yapılmasıyla oruç bozulur. Bu konuda bütün İslâm bilginleri görüş birliği içindedir. Yemek, içmek ve cinsî münasebet dışındaki konular ise, bunlara kıyaslanarak veya “sıyam” kelimesindeki imsak anlamından hareketle müçtehitler tarafından hükme bağlandığı için, bu konularda görüş ayrılığına düşmüşlerdir; birçok İslâm bilgini, orucu bozan şeyleri genişletirken, bir kısmı da, sadece ayet ve hadisteki orucun anlamından hareketle, bunları dar tutmuştur.
Yemek, içmek ve cinsî münasebete ek olarak, kendi fiiliyle ağız dolusu kusmak ve hacamat yapmak/yaptırmak dışında orucu bozan herhangi bir şey hadislerde bulunmamaktadır (bk. İbn Mâce, Sıyam, 18; Ebû Dâvûd, Sıyam, 28; Tirmizî, Savm, 25). Buna karşılık, yıkanmak, ağza su almak (mazmaza), diş fırçalamak (misvak kullanmak), sürme çekmek, eşini öpmek, yağlanmak, koku sürünmek gibi pek çok şeyin orucu bozmayacağı hadislerde yer almaktadır (bk. Buhârî, Savm, 24, 27; Müslim, Sıyam, 12; Tirmîzî, Savm, 29, 31, 76; İbn Mâce, Sıyam, 17; …).
Oruç, nasıl ifa edileceği, bu ibadeti nelerin bozup bozmayacağı bütün Müslümanlarca bilinmesi gereken bir ibadettir. Bu nedenle Hz. Peygamber’in, diğer ibadetlerde olduğu gibi, orucu bozan başka şeyler olsaydı, bunları da detaylı olarak açıkça belirtmesi, sahabenin de bunu kendilerinden sonraki nesle aktarmaları gerekirdi. Halbuki, yukarıda zikredilenlerin dışında orucu bozan şeyler hakkında, ne sahih, ne zayıf, ne müsnet, ne de mürsel bir hadis rivayet edilmiştir.
Fıkıh kaynaklarımızda orucu bozan şeyler arasında yer alan âmmeye (baştaki derin yaraya) ve câifeye (karındaki derin yaraya) ilaç konulması, hukne yaptırılması gibi bazı hususlar, Hz. Peygamber döneminde de meydana gelmesine ve bütün Müslümanların bununla karşı karşıya kalma ihtimali bulunmasına rağmen, Peygamberimiz’den bunların orucu bozduğuna dair bir rivayet gelmemiştir. Oysa, bütün Müslümanların maruz kalabileceği konularda Peygamber’in açıklamada bulunması, tebliğin gereğidir. Bu itibarla orucu, yalınız Kur’an’ın ve sahih sünnetin açık beyan ettiği yemek, içmek ve cinsî münasebet bozar. Bu da dinimizin oruçtan kastettiği, nefsanî arzulardan ve bedenî alışkanlıklardan uzak durmakla örtüşmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, orucu bozup bozmayacağı bakımından muayene ve tedavi yöntemleri aşağıdaki şekilde değerlendirilebilir:
a) Astım hastalarının kullandığı sprey
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmaz olduğu halde, Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle oruç bozulmaz.
Bu itibarla astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.
b) Göz damlası
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.
c) Burun damlası
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmaktadır. Bu da, mazmazada olduğu gibi ma’fuv kapsamında değerlendirilebilir.
d) Dil altı
Bazı kalp rahatsızlıklarında dil altına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dil altı kullanmak orucu bozmaz.
e) Endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek
f) İdrar kanalının görüntülenmesi, kanala ilaç akıtılması
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.
g) Anestezi
Acı ileten sinir yolları üzerinde iletimin değişik seviyelerde engellenmesi anestezi oluşturmaktadır. Lokal, bölgesel ve genel anestezi olmak üzere, üç türlü anestezi vardır. Küçük ameliyatlarda ameliyat bölgesinin yakın çevresine iletimi engelleyen ilaçların verilmesi ile oluşan anesteziye lokal anestezi denir. Vücudun daha geniş bölgeleri, örneğin belden aşağısı veya bir yarısı iletimin omurilik düzeyinde engellenmesi için omuriliğe veya omuriliğe varmadan geniş bir sinir grubunun oluşturduğu bağlantı yerleri üzerine ilaç verilerek oluşturulan anesteziye bölgesel anestezi denir. Hastanın uyutulup ağrının duyulması beyin düzeyinde engellenirse bu tür anesteziye genel anestezi denir.
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.
h) Kulak damlası ve kulağın yıkattırılması
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.
ı) Fitil kullanmak, lavman yaptırmak
Ağrı kesici, ateş düşürücü olarak veya diğer bazı amaçlarla makattan; mantar ve bazı kadın hastalıklarının tedavisinde ferçten fitil kullanılmaktadır. Lavman, tıbbî operasyon öncesi veya kabızlıkta kalın bağırsak da bulunan dışkının, anüsten içeriye, sıvı verilerek dışarı çıkarılmasıdır.
Sindirim sistemi, ağızla başlayıp anüsle sona eren, sindirim borusu ile sindirim bezlerinden oluşur. Sindirim borusu ise, ağızla başlar. Ağzın gerisinde yutak bulunur. Sonra yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve anüs gelir. Sindirim ince bağırsaklarda tamamlanmaktadır. Kalın bağırsaklarda ise, sadece su, glikoz ve bazı tuzlar emilmektedir. Kadının ferci ile sindirim sistemleri arasında ise bir bağlantı bulunmamaktadır.
Bu itibarla kadınların fercinden kullanılan fitiller, orucu bozmaz. Makattan kullanılan fitiller ise, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı ve makattan fitil almak yemek ve içmek anlamına gelmediği için, orucu bozmaz.
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.
j) İğne yaptırmak, hastaya serum ve kan vermek
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.
k) Diyaliz
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir.
Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile, hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir.
Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.
l) Anjiyo yaptırmak
Halk arasında anjiyo olarak bilinen operasyon, teşhise yönelik (anjiyografi) ve tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara
Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.
m) Biyopsi yaptırmak
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.
n) Kan vermek
Kan vermenin orucu bozup bozmayacağı konusunda, Hz. Peygamber’den rivayet edilen “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” (Ebû Davûd, Sıyam, 28) hadisinden hareketle bazı İslâm bilginleri kan vermekle orucun bozulacağını söylemişlerdir. Din bilginlerinin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber’in oruçlu iken hacamat olduğuna dair rivayeti (Buhârî, Savm, 32; Ebû Dâvûd, Sıyam, 29) esas alarak kan vermenin orucu bozmayacağını söylemişlerdir.
Bu iki hadis ve diğer rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” hadisinin “hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulma tehlikesiyle karşı karşıyadır.” şeklinde anlaşılmalıdır. Zira hacamat yapan kişi emerek kanı aldığı için boğazına kan kaçma ihtimali, hacamat yaptıranın ise zayıf düşeceğinden yeme içme zorunda kalma ihtimali bulunmaktadır. Nitekim Enes b. Malik de, hacamat yaptırmanın oruçluyu zayıf düşüreceğinden dolayı hoş karşılanmadığını söylemiştir (Buhârî, Savm, 32).
Bu itibarla, oruçlu iken kan vermek orucu bozmaz.
o) Merhem ve ilaçlı bant
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.
Sonuç olarak;
a) Dinimiz, hasta olan ve tedavi sürecinde bulunan kişilerin oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir. Bu nedenle, tedavisi devam eden kişiler, sağlıklarına kavuşup, tedavileri tamamlanıncaya kadar oruçlarını erteleyebilirler. Bununla birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu ediyorlar ve oruç tutmalarına başka bir engelleri de bulunmuyorsa, muayene ve tedavilerini iftardan sonra yaptırmalarının önerilmesinin uygun olduğuna,
b) Astım hastalarının kullandığı spreyin; göz, kulak ve burun damlasının; kulak zarında delik bulunmayanların kulak yıkatmasının; dil altı kullanmanın; idrar kanalını görüntülemenin, idrar kanalına ilaç akıtmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmemesi kaydıyla endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; makat veya ferçten ultrason çektirmenin; lokal anestezi uygulamanın; makattan ve ferçten fitil kullanmanın; suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi kaydıyla lavman yaptırmanın; hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden hemodiyaliz yaptırmanın; gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyon yaptırmanın; anjiyo, biyopsi yaptırmanın, kan vermenin, merhem sürmenin, vücuda ilaçlı bant yapıştırmanın orucu bozmayacağına,
c) Gıda ve keyif verici enjeksiyon yaptırmanın; gıda içerikli sıvıların bağırsaklara verilmesinin veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde lavman yaptırmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; bölgesel ve genel anestezinin; kulak zarı delik olup, orucu bozacak kadar su mideye ulaşacak şekilde kulak yıkatmanın, periton diyaliz ve damara serum verilerek yapılan hemodiyalizin orucu bozacağına,
Karar verildi. (Kaynak Diyanet işleri başkanlığı)
Unutarak yemek içmek orucu bozar mı
Unutarak yemek içmek orucu bozmaz. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allah yedirmiş, içirmiştir.” (Buhârî, Savm, 26) buyurmuştur.
Unutarak yiyip içen kimse, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkamalı ve orucuna devam etmelidir. Oruçlu olduğu hatırlandıktan sonra mideye bir şey inerse, oruç bozulur (Merğînânî, el-Hidâye, II, 253-254).(Kaynak Diyanet işleri başkanlığı)Orucu bozan şeyler
Orucun temel unsuru, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak, nefsi bunlardan mahrum bırakmak olduğu için, oruçlu iken bunlar ve bu anlama gelecek davranışlar orucu bozar. Yemek ve içmek, yenilip içilmesi mûtat olan her şeyi kapsamı içine alır. Sigara, nargile gibi keyif veren tütün kökenli dumanlı maddeler ile uyuşturucular ve tiryakilik gereği alınan tüm maddeler oruç yasakları kapsamına girer (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 386-387). Her ne sebeple olursa olsun, ağızdan alınan ilaçlar da aynı hükme tabidir.(Kaynak Diyanet işleri başkanlığı)
1 Mayıs 2021 Cumartesi
Umursamazlığımız
Umursamazlık bir şeye önem vermeme, bazı şeylerin sıradan gelmesidir. Hayatımızda insanlar ölüyor. Sanki hiç kimse ölmemiş gibi devam ediyoruz. Haberlerde cinayet ve ölüm haberlerini izliyoruz ama içimiz burkulmuyor. Afrikada insanlar açlıktan ölüyor onu her gün haberlerde izliyoruz ama bizde fazla tesir etmiyor. Etse de kısa süreli etki ediyor. Normal şartlarda bir insanın açlıktan ölmesi bizi derinden etkilemeli. Onların yerinde bizlerde olabilirdik. Halimize ağlamıyoruz. Önceden Osmanlı zamanında dükkânları kilitlemeden giderdi millet. Şimdi dükkânı kilitlemeden bir yere gidemiyor. Hiç düşünmüyoruz bunların asıl suçlularının biz olduğumuzu. Zamanında onları eğitemediğimizi. Bazen de nasıl olsa benim malım çalınmadı diye düşünüyoruz. Aslında dünyada o kadar haber oluyor ama biz hiç aldırış etmiyoruz. Ya da duygularımız ölmüş. Zaten en kötüsü de bu ya. Ne olursa olsun hiçbir şeye karşı duyarsız olmamalıyız. Gerekirse bu konuda bilgi şöleni, panel, toplumu eğitici dersler gibi faaliyetlerde bulunmalıyız. Bunun için herkese sorumluluk düşüyor. Acil çözüm bulunmalı. Herkesi göreve çağırıyorum. Özellilikle de habercileri ne yapıp edip haberleri insanları etkileyecek şekilde sunulmalı. Duygu yönüne önem verilmeli haberlerde.İnsanlarda farkındalık oluşturulmalıdır. Ya da haber veriş stillerinde yenilikler yapılmalı. Kısacası ne yapıp edip bu kanayan yaraya çözüm bulunmalı
24 Kasım 2015 Salı
ÖĞRETMEN
23 Ağustos 2015 Pazar
YEDİ GÜZEL ADAM
Türk edebiyatında önemli yerleri olan Cahit Zarifoğlu, Mehmet Akif İnan, Erdem Bayazıt,Rasim Özdenören, Ali Kutlay, Nuri Pakdil veAlâeddin Özdenören’in hayatlarını konu almaktadır.
Edebiyatımıza katkısı büyük olan yazarların yaşadıklarının filme çevrilmesi güzel bir projeydi. Bir diğer etkileyici kılan özelliği de gelecek nesillere kültür ve edebiyatımıza katkısı olan yazarlarımızın insanların şu anda en çok öğrenme yolu olan izleme yoluyla aktarılmasıydı.
Yedi güzel adamın dizisinin çekileceği duyunca çok heyacanlanmıştım. Yedi tane Kahramanmaraşlı yazarın dizide işlenmesi Kahramanmaraşlı biri olarak beni çok sevindirmişti.
Ama dizi yayına başlayınca istediğimi tam manasıyla bulamadım. Dizide o zaman ki kültür ve yaşayış tam manasıyla işlenememiş. Aynı şekilde olması gerekenlerin çoğu yoktu. Olaylar tarihe bağlı kalınarak yalın ve sade şekilde aktarılması gerekirdi. Dizide ismi geçen yazarların dışında kişilerin şiir ve yazısı kullanılmaması gerekirdi . Çünkü orada asıl amaç oradaki kişilerin olması lazımdı.
Yine de bu kadar hatasına rağmen güzel düşünülmüş bir projeydi.Bu dizide yapılan hatalardan ders çıkarıp yanlışları düzelterek edebiyat ve kültürümüzün sinema yoluyla insanlara aktarılması lazım.
12 Ağustos 2015 Çarşamba
Oliver Twist
Bu ismi duyunca aklınıza direk kitabı gelecek . Ama ben size kitabından bahsetmeyeceğim. Filme uyarlanmış halinden bahsedeceğim.
Yıllar önce kitabını okumuştum . Sanki Oliver Twist benmişim gibi o duyguları yaşamıştım. Filmini izlerken de aynı duyguyu hissettim. Filmin konusu yetim kalmış bir çocuğun hayatta kalma savaşı ve yaşadıkları. Yazar bu romanı yazarken aslında toplumsal bir yaraya da değinmiş. Aslında herkes Oliver Twist'in yaşadıklarını herkes yaşayabilirdi.Kitabı okurken veya filmini izlerken olaylara bir de bu pencereden bakmak lazım. Oliver Twist gibi yüzlerce çocuk yardım bekliyor onlara yardım etmemiz lazım.
Konusunu etkili kılan da konuyu hayatın içinden alması. Filmde karakterler, olayların yaşandığı yerler, olaylar çok iyi yansıtılmış. Filme uyarlama yapılırken genel manada kitaba bağlı kalınmış. Daha önce de uyarlama filmler izlemiştim. Ama beni en çok etkileyen bu film oldu. Çünkü bu film bire bir kitabı yansıtmış neredeyse. Sanki filmi izlerken kitabını okuyor gibi hissettim. Size de Oliver Twist'in kitabını okumanızı ve filmini izlemenizi tavsiye ederim.
8 Ağustos 2015 Cumartesi
EDEBİYAT
Yazarın duygularının kalem aracılığıyla kağıda dökülmesidir. Yazarla kağıt arasında bağ kurulmasıdır. Yazarın yazdıkları yazarın iç dünyasını yansıtır. Bir yazarı tanımak istiyorsanız onun yazılarını okumanız lazım.
Duygular yönlendirir yazıyı . Duygu olmadan zaten yazı olmaz. Yazar duyguların yoğunlaştığı an yazmaya başlar. Yazar bazen bir kelime için günlerce düşünür.Yazar bile yazının sonunun nasıl biteceğini göremez.Çünkü hakimiyet duygulardadır. Sanki bir bilinmeyen yolculuğa çıkmış gibi ilerler insan. O yolun sonunu ancak sona ulaştığında görür.
Yazı bittikten sonra okuyucuyla buluşunca artık yazarın o yazı üzerinde söz söyleme hakkı bitmiştir.O yazının mülkiyeti artık topluma geçmiştir. O yazıyı okuyan her kişi kendine özel duygular çıkarır o yazıdan. Bazen okuyucu yazarın orada anlatmak istediğinden farklı bazı duygularda çıkarabilir. Çünkü her kişi farklı bir gözle bakar o yazıya. Yazar bazen yanlış bile anlaşılabilir. Ama yazarın asıl amacı anlaşılmak değil. İçindeki duyguları dışa dökmedir.Edebiyat böyle tatlı ve sonu bilinmeyen yolculuğa giden
bir serüvendir.
6 Temmuz 2015 Pazartesi
FORREST GUMP
Tom Hanks'in başrolde oynadığı 1994 yılında çekilmiş romantik, epik, komedi-drama dalında bir filmdir. Film 1986yılında Winston Groom tarafından aynı adla yazılan romandan esinlenerek çekilmiştir. IMDB de 13.sırada bu film .IMDB puanı 8.8dir. Tom Hanks bu filmdeki oyunculuğundan dolayı oscar aldı. Tom Hanks , bu filmde oyunculuğu çok iyi yapmış. Film çeşitli dallarda birçok ödül almıştır. Filmin konusu ayağından ve biraz da akıl yönünden zeka seviyesi düşük bir gencin hayatta yaşadıklarını anlatıyor. Filmin baş kahramanları, annesi Bayan Gump, sevdiği ve çok samimi dostu hayat arkadaşı jenny Curran, asker arkadaşı Bubba ve Teğmen Dan Taylor dur. Zeka seviyesi düşük bir gencin çektiği sıkıntılar, annesinin her şeyi onun anlayacağı gibi anlatması çok güzel işlenmiştir. Zeka eksikliği olsa bile insanın istedikten sonra çoğu şeyi başaracağı anlatılmıştır. Filmin çekildiği yıllardaki önemli olaylar etkileyici bir şekilde filmde işlenmiştir. O tarihlerdeki olayları bilmeyen biri film sayesinde o tarihlerdeki olaylar hakkında bilgi sahibi olmuş olur. Filmde duyguların hepsi iç içe işlenmiştir. Aslında hayattaki olaylar da filmde yaşananlar gibidir. Ne olursa olsun hiçbir zaman ümidimizi kesmeden çabaladıktan sonra başaramayacak bir şey yoktur aslında . Önemli olan azimli olmak ümidi hiçbir zaman kesmemektir. Filmde bir nebzede olsa o tarz insanların çektiği sıkıntılar ve çoğu insanların onları küçük gördüğüne değinilmiştir. Sonuçta o insanlar öyle olmayı kendileri seçmedi. Doğduklarında öyle dünyaya geldiler. Aslında empati yaptığımız zaman çok daha rahat anlayabiliriz onların durumunu. Tek kelimeyle film harikaydı.İzlemenizi tavsiye ederim.
12 Mayıs 2015 Salı
Tüketim Toplumu
Tüketim Toplumu
Dünya'da tüketici ve üretici ülkeler vardır. üretici ülkeler, malı üreten, malı başkasına satan, ötekilerine kendine bağlı hale getirenler. Tüketiciler ise dışa bağlı, durmadan tüketen, bazen ne tükettiğini de bilmeyen, ithalatın fazla olduğu ülkeler. Bizim ülkede tüketici ülkeler arasındadır. Her zaman tüketici olmak çok kötü bir şeydir. Şu anda bazı şeyler ihtiyaç olmadığı halde ihtiyaç gibi gösteriliyor. İnsanları marka tutkusu sarıyor. Yeni bir şey çıkmış hemen alayım duygusu veriliyor. Bir de bazen bir şey alırken nasıl aldığımızı bilmeden o şeyi almış oluyoruz. Tükenirken bilinçli olmamız lazım . Bir şey alıyorsak neden, niçin aldığımızı bilmeliyiz. Sadece iş olsun diye almamalıyız. Biz hazıra alıştığımız üretim yapmıyoruz. Nasıl olsa hazır var onu kullan mantığı var. Aslında biraz kendimizi zorlasak, bu konuda devletin de teşvikleri olsa üretime geçsek ne güzel olur. Hem üretmiş olsak ithalat giderleri de düşer . Önemli olan bu konuda uyanmamız lazım. Tüketici olan değil üretici olmalıyız. Başkasının eline bakmamalıyız. Yeni bir şeyler yapmak için hiçbir zaman geç değil. Biz de yapabiliriz önemli olan çalışmaktır. Üretici olan toplumlar zeki olduğundan değil sistemli çalıştığından başarılı olmuşlar. Hiçbir şey zor değildir. Önemli olan sistemli çalışmaktır. Bize zorla almamız gerekirmiş gibi gösterilen şeylere itibar etmemeliyiz. Üretici toplum olursak hem ekonomi yükselir, hem ülkeden dışarı fazla para çıkmamış olur , hem insanlar daha bilinçli tüketici olur. Bu saydıklarım hayal değil. Tüketim konusunda da halkı bilinçlendirmek lazım . Üretime teşvik etmek lazım. Üreticileri desteklemek lazım. Üretici yetiştirmek lazım. O zaman daha bilinçli toplum oluruz. İnşaallah bir gün tüketici olan ülke statüsünden üretici ülke statüsüne geçeriz. Hep beraber bilinçli toplum olmak temennisiyle.
2 Mayıs 2015 Cumartesi
ESKİ MUTLU ANLAR
18 Şubat 2015 Çarşamba
HİROŞİMA VE NAGASAKİ
24 Nisan 2014 Perşembe
ESCAPE PLAN
- Her filmin altında vermek istediği bir mesaj vardır. Filmler insanlara bir şeyi hoş, bir şeyi çirkin göstermek isterler. Önemli olan bu ayrıntıyı yakalayabilmektir. Bunun teori üzerinden Escape Plan ı ele alacağım. Escape plan da bir kişinin hapishanelere girip, güvenlik düzeyini, kaçılıp, kaçılamayacağını anlatıyor. Her girdiği hapishanede de araştırma yapıyor ve güvenlik zafiyetini bulup hapishaneden kaçıyor. Aslında bizim işlerimizde de her şeyin bir püf noktası vardır. Önemli olan o noktayı bulmaktır. Aslında başarının ipuçları çoktur önemli olan iyi analiz etmektir. Mesela adam son girdiği hapishanede ölümle baş başa geliyor ama azmi sayesinde oradan kurtuluyor. Biz de yaptığımız işlerde önümüze ne kadar engel çıkarsa çıksın pes etmemeliyiz. Onun da kesin bir püf noktası vardır. Kendi hatalarımızı kendimiz düzeltmeliyiz, başka biri hatalarımızı tespit etmeden. Eğer bir konuda bir şeyin hata olduğunu öğrenmişsek, o işten vazgeçmeliyiz. Hapishanelerde güvenlik zafiyetini tespit ederken de anlaşıldığı bizim önemsemediğimiz ya da bundan ne olacak dediğimiz küçük ayrıntılarda gizlidir. Onun için hiçbir ayrıntıyı es geçmemeliyiz. Aslında ayrıntıların başarımızda rolü büyüktür. Şimdi bunları maddeler halinde sıralarsak: 1.Her şeyin bir püf noktası vardır, önemli olan onu bulmaktır.2.hiçbir zaman yaptığımız işten yılmamalıyız.3. Önemli olan kendi hatalarımızı kendimiz bulup onları düzeltmeliyiz. 4.hiçbir işte küçük ayrıntıları es geçmemeliyiz, başarı da kaybetmek de küçük ayrıntılarda gizlidir,5. Önemli olan iyi analiz yapabilmektir.
Çamlıca Tepesi
Çamlıca Tepesi insanın buradan İstanbul’un her yerini görebileceği bir yerde bulunmaktadır.Fatih sultan Mehmet ve Boğaz İçi köprüleri gö...
-
Tom Hanks'in başrolde oynadığı 1994 yılında çekilmiş romantik, epik, komedi-drama dalında bir filmdir. Film 1986yılında Winston Groom...
-
Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan “Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri” konusu görüşüldü. Yapılan müzak...
-
Bayramlar insanların bir araya geldiği gü nlerdir.Allah’ın bize armağan ettiği günlerdir.Huzurun mutluluğun paylaşıldığı günlerdir.Küskün...




